Sıradışı
Abdurrahman Taş
Bundan 15 yıl önce okulumuzu Cambridge Üniversitesi’nden English Language Teacher Linda Thain Ali adında bir yabancı dil mümessili ziyaret etmişti. Bu tür yabancı ziyaretler o zamanlarda okulumuza çok olurdu. Öğrencilerimizin kültürü artsın, öğrencilerimiz farklı kültürlerdeki insanlarla tanışsınlar diye sınıf ziyaretleri de yapmayı uygun görmüştüm. Öğrencilerimiz bu yabancı misafirlere öğrendikleri İngilizceyi göstermek düşüncesi ile soru yağmuruna da tutuyorlardı.
ELT Linda Thain Ali’ye okulumuzu nasıl buldunuz diye sordum:
“Kendimi Askeri Kampta Hissettim” deyiverdi. Yeni açılmış okulumda heyecanla bir şeyler yapmaya çalışan ekibim ile donmuş kalmıştım. Okulda, tek tip elbiseler, sıra halinde askeri disiplin içinde zil ile girip çıkmalar, yan taraftaki ilkokulda hep bir ağızdan söylenen and içmeler tuhafına gitmişti. Aslında o zamanlar bu eleştiriye kulak asmamıştık, yaptığımız her şeyin disiplin adı altında olmasından da gurur duyuyorduk.
Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, İlçe Milli Eğitim Müdürlerine, Müfettişlerine ve Okul Müdürlerine yönelik “Eğitimde Yönetim” adlı bir seminerine katılmıştım. Seminerci Prof. Dr. Aytaç AÇIKALIN idi. Hacettepe Üniversitesinden gelmişti. “Öğrencilerin basmakalıp yetiştirildiğini, tek tip insan ve okul olamayacağını, insanların tek tip emir komuta şeklinde yaratılmadıklarını, formanın üniformayı, tören komutanlarının ve bando takımlarının uygun adım marş sistemini çağrıştırır, bunlar kişilerin gelişmesine engel olur” dediğini o seminerde dinlemiştim. Hatta birçok ilköğretim müfettişi bu düşüncelere karşı çıkmıştı. Bana: “Sen bunları okulunda uygula kitlesel eğitim, pedagojik olmaktan çıkar” demişti.
Okulumda 12 yıldan beri devam ettiğimiz ÖSS projesi çerçevesinde 1 Mayıs’tan itibaren her yıl ÖSS’ye hazırlık amacı ile çalışmalar yapmıştık. Bu süre içinde son sınıf öğrencilerine kılık ve kıyafetlerinin serbest olabileceğini, bu şekilde gelebileceklerini söylemiştim. Aman Allah’ım! O öğrencilerdeki sevinç ve heyecanı hiç unutamam! İnanın 1 Mayıs’tan itibaren bütün okulların son sınıfları boşalırken bizim okulumuzda bırakın devamsızlığı, başka okulun öğrencileri de bu uygulamamıza katılıyorlardı. Bu durum bizim son sınıf öğrencilerini de motive ediyordu.
Denildiği gibi “Fakir öğrencinin fakirliği belirgin olarak görülür, psikolojik olarak ezilirler, okullarda giyim kuşam şovu yapılır…” duygularından hiçbirisine rastlamadık. Bilakis öğrenciye güven veren bir uygulama oldu. O günden bu güne belli sınırlar çerçevesinde bunları uyguluyoruz. Hiçbir öğrenci diğeri ile ilgilenmediği gibi hepsinin rahat ve huzurlu olduklarını gördük. Zaten dışarıda ve dershanelerde aynı arkadaşları ile aynı şekilde değiller mi? Okulun görevi, öğrencileri hayata hazırlamaktır. Fakirin, fakir olduğunu gizlemek maharet değildir. Önemli olan onu kimseye muhtaç olmadan yaşatmak sosyal devletin görevidir.
Sn. Prof. Dr. Aytaç AÇIKALIN’ın bir diğer teklifini de birinci dönem sonunda okulumuzda başlatmaya karar verdik. Okulumuzdan zili kaldırma düşüncemi öğretmenler kuruluna getirdim. Öğretmenler buz gibi bir hal aldılar. 10 dakika kadar öğretmenler kurulunda bir soğukluk oldu. Hiçbir öğretmenim fikir beyan etmedi. Ben kendilerine öğretmenlerim ve öğrencilerimin Pavlov’un deney kobayı olmadıklarını, birer insan olduklarını, bir uyartı olmadan kendi vicdanlarının zilini dinleyerek derslere girip çıkabileceklerini, kendilerine güvendiğimizi tekrarladım. Aynı şeyleri öğrencilerime de aktardım. Bu fikrimin geri dönüşü hep olumsuz oldu. Okulda bir başıboşluk olabileceğini söylediler. Kısacası değişime her zaman olduğu gibi direnç gösterildi. Ama yılmadık, karar vermiştik. Öğrencilerimize ve öğretmenlerimize güvenmiştik. Onlar güdümlü olamazdı, insandılar. Öğrenci ve öğretmenlerimizi kendi irade ve vicdanları ile baş başa bırakmıştık.
Bu çalışmamız basında da yer buldu. Çeşitli olumlu ve olumsuz tepkiler aldık. Ama gelin görün ki insana güvenmenin ürününü şimdi görüyoruz. Çeşitli üniversiteler ve okullar bu uygulamamızı yakından incelemeye geldiler.
Okulumuzda 5 aydır yaptığımız bu uygulama, çevre illerde birkaç okula da örnek teşkil etti. Hiçbir aksaklık olmadı. Öğretmen ve öğrencilerimize güvendik. İnanın bu uygulamadan bir hafta sonra kantincimiz: “Hocam teneffüsler kısaldı mı?, Çay satamıyorum.” Öğrenciler: “Teneffüsler kısaldı mı? Öğretmenlerimize soru soramıyoruz.” Öğretmenler: “Meğer hocam ders süremiz ne kadar uzunmuş şimdi farkına vardık.” dediler. Uyartı ve dürtülerin hiçbir düzeni oluşturmadığını, vicdani sorumluluklar ile insanları baş başa bırakmada daha verim alındığını anlamış olduk.
Türkiye’de belki tek bizim okulumuzda yapılan bu, “Zili kaldırma” uygulamasının dalga dalga yayılacağını ümit ediyoruz.
Okulumuzda bu yönde bir iki çalışmamızdan daha söz etmek isterim:
2007 yılında Ortaöğretim Genel Müdürümüz Kerem ALTUN’un okulumuzu ziyaretleri sırasında da bu çalışmalarımızı göstermiştik. “Bir okul yöneticisi, öğretmenler ve öğrenciler neden kendi okullarının “Atatürk Köşesi”ni farklı bir anlayışla yapamazlar? Bir okulun levhasının boyutlarını ve rengini bile neden devlet belirler? Bu okullarımızda gelişim ve değişim olur mu?” diye fikrini almıştık.
Bu düşüncelerimizle okulun bahçesine alışılmışın dışında, Atatürk ve Türk Tarihinin bütünlüğünü oluşturacak bir köşe yapmaya karar verdik. Projesini öğrencilerimizin yapması için bir yarışma düzenledik. Bunları yaparken hep korku, soruşturma ve ceza sıkıntıları ile karşılaştık. Ama bugün gelin görün ki öğrencilerimizin yaptığı “Atatürk ve Türk Tarihi Köşesi” ilçemizin gezilip görülebilecek bir alanı haline geldi. IV. Eğitimde İyi Örnekler arasına da girdi. Yapan öğrencilerimiz yıllar sonra gelip, bunun projesini biz yapmıştık, diyor.
Bakanlığımız çok yerinde bir kararla okullardaki üniformaya ve tek tipleştirmeye son vermek için kılık kıyafet mecburiyetini kaldırmak istiyor. Biz bunların küçük örneklerinden birkaçını yukarıda uygulanmış haliyle sıraladık.
Bakanlığımızın bir uygulamasını da uygun bulmadığımızı da belirtmek isterim. Bilhassa liselerde tek tip ders kitaplarının, sıraların üzerine konulmuş olarak dağıtılması, gelişim ve değişimi de engelliyor. İlköğretimde faydalı görülen bu uygulamadan ortaöğretimde vazgeçilmelidir. Zaten öğrencilerimizin bu verilen kaynakları hiç kullanmadıklarını da biliyoruz. Öğrenciler ve öğretmenler özgür bırakılmalı, tek kaynak yerine çoklu kaynaklara yönlendirilmelidir. Zorlamaya değil, istekli olmaya, istek yaratmaya, korku ve otoriteye değil, sevgi ve demokratik olmaya önem verilmelidir.
Okulların tek tip insan yetiştirmesi Cumhuriyet’in ilk yıllarında belki gerekli görülmüş olabilir. Demokratik ve sivil toplumlarda kişilerin kişiliği ve özel yetenekleri ön plana çıkar. Okulların görevi yetenekleri keşfetmek ve onları geliştirmektir. İnsanlar yaratan tarafından da tek tip yaratılmamıştır. Her insan kendine özgü hür ve özeldir. İnsan beyninde bile 120 milyar nöron bulunmaktadır ve her nöron özeldir ve ayrı çalışır. Beyinde birbirine benzeyen nöron yoktur.
Almanya’da eğitimden sorumlu bakanlığın çıkardığı Lehrerinfo dergisinin son sayısında “Tek tip okul yerine, kişiliği geliştirme” adlı makalede, “Herkes için aynı şey çözüm değildir; eğitim, çocukların kişisel yeteneklerini geliştirmeli, dil, kültür ve kimlik eğitimi verilmeli.” Deniyor.
İsveç’te sınıf sistemi kalkalı ve zilin kaldırılışı yıllar oldu. Burada eğitimciler her öğrenciye farklı ve özel programlarla yardımcı oluyor. Eğitimde öğretmeye değil, öğrenmeyi öğrenmeye önem verilmelidir. Öğrencileri eşit kabul eden, öğretmenin öne çıktığı, hızlı öğrenene dur, yavaş öğrenene haydi biraz hızlan diyen bir sistemin içindeyiz. Oysa biz ezberciliğe değil, anlamaya, analiz ve sentez yapabilmeye önem vermeliyiz.
“Okullarımız, toplumdan ve hayattan kopuk oksijen çadırı olamaz” diyor Yazar Ali Erkan KAVAKLI. İnsanlar sokakta ve toplum içinde nasılsa, okulda da aynı olmalı. İnsanlar korkmamalı. Gazeteci Gülay GÖKTÜRK bir yazısında: “Çocuklarımız devletin malı mı, yoksa ana ve babanın mı?” diye soruyor.
Sınıf sisteminde yetenekli ve kendini daha iyi geliştirmek isteyen öğrenci zarar görür. Öğrencileri eşitlemek yerine farklı yetenekler geliştirilmelidir. Herkese aynı bilgiyi vermek yerine kendi hızında geliştirilmelidir. Öğrencilerimiz kişilik ve kimlik kazanmalıdır. Öğrenciler kendisi ile ilgili kararlar alma yeteneğine sahip olmalıdır. Sorumluluk almayı öğretmelidir. Demokratik toplum değerleri öğretilmelidir ve benimsetilmelidir. Dini inançları desteklemelidir. Öğrencilerimize sevdiği bir mesleği öğretmeli ve onu en iyi yapma bilinci kazandırmalıdır. Başarısızlığı değil, başarısını ölçmeliyiz. Programları değil, gençlerimizi merkez yapmalıyız.
Eski komünist ülkelerde olduğu gibi okullar tek tip insan yetiştirmemeli. Okul militarist düzenin benimsetildiği bir yer değil, çoğulcu, sivil ve demokratik değerlerin öğretilip benimsetildiği yerler olmalıdır.
Biz okulumuzda zili ve bandoyu kaldırdık. Okulumuzu öğrenci merkezli projelerin uygulandığı yer yaptık. Nispeten son sınıflarda kılık kıyafet serbestliği de var. Gelin görün. Bakanlığımızın bu alandaki her tür uygulamalarına destek veriyoruz.
24 Kasım Öğretmenler Gününüz Kutlu olsun!
a.tas53@hotmail.com