İGİAD İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği Hukuk İşleri Çalışma
Grubu son zamanlarda kamuoyunu meşgul eden ve iş âlemini yakından ilgilendiren
“Çek Kanunu” hakkında çalışma yaptı ve bu çalışma neticesinde bir çözüm paketi
açıkladı. İGİAD Hukuk İşleri Çalışma Grubu Başkanı Emekli Cumhuriyet Savcısı
Reşat Petek öncülüğünde hazırlanan çözüm paketine Av. Hasan Faik Tunalı, Mali
Müşavir Orhan Sağlam ve YK üyesi Ayhan Karahan katkı sağladı. Ayrıca süreç
içerinde İGİAD üyesi iş adamlarının da “ Çek Kanunu” hakkında talepleri alındı.
Ticaret alıcı ve satıcı arasında gerçekleşmektedir. Bir hakem
olarak devlet bu sürecin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için gerektiğinde
müdahalede bulunuyordu. Bu durum ise en azından bir güven ortamının oluşmasını
sağlıyordu. Ancak yeni çek kanunu ile devlet artık alıcı ve satıcı arasında
gerçekleşen alışverişe müdahil olmak istemiyor. Bu durumun piyasalarda güven
ortamının yok olmasına sebep olacağı düşünülüyor. Zira taraflar arasındaki
anlaşmazlıklarda hukuk kuralları işlemekte ve mevcut sistem içinde çeşitli
müeyyideler uygulanmak suretiyle bir sulh ortamı oluşturulmaya çalışılmaktaydı.
Şimdi bir boşluk oluşacağa benziyor. Devlet bu boşluğu doldurmazsa,
anlaşmazlıklar hukuk kuralları ile çözüme kavuşturulamazsa korkulur ki
vatandaşlar illegal işlere yönelirler. Çek mafyası gibi istemediğimiz çirkin
görüntüler ortaya çıkar. Tasarı bu şekilde geçerse ticarette çekin mahiyeti
değişecek, önemi azalacak ve nakit dışında başka ödeme şekli kalmayacak. Bu da
ekonomide bir daralmaya meydana getirebilir.
ÇEK YASA TASARISINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİMİZ:
1) Çek yasasının böyle birkaç senede bir değişmesi çok açık bir
istikrarsızlık ve ekonomik belirsizliğe yol açacak niteliktedir. Bu nedenle
öncelikle Çek yasasının meclis gündeminden çekilmesi gerekmektedir.
2) Çek yasasının meclis gündeminden çekilmesi mümkün değil ise
bu yasanın, artık yeni istikrarsızlıklara, dalgalanmalara yol açmayacak şekilde
kalıcı, güven verici, adil, alacaklıyı ve borçluyu birlikte koruyan, iyi niyetli
olan ile kötü niyetli olan çek mükelleflerini ayırt eden bir düzenleme olması
gerekmektedir.
3) Çek, bugün Türkiye’de nakit ödemeden sonra gelen 2. derece
ödeme ve güven aracıdır. Öncelikle yapılacak yasal düzenlemenin bu güven
olgusunu netleştirecek ve kemale erdirecek nitelikte olması gerekmektedir.
4) Güven unsuru ne ile tesis edilebilir?
a) Çekin verilmesi
sırasındaki yasal prosedürle
b) Çekin kullanılması sırasındaki yasal
prosedürle,
c) Çekin karşılıksız kalması halinde uygulanacak yasal prosedür
ile ve
d) Cezai müeyyide tatbik olunacak ise bu cezanın infazı sırasında
uygulanacak yasal prosedür ile tesis edilebilir.
Bütün bu prosedürlerin
aşama aşama, sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesi halindedir ki güven
ilişkisi tesis edilebilmiş olsun.
Teferruatıyla aktaracak olursak;
a) Çekin Verilmesi Sırasındaki Yasal Prosedür: Bankaların
müşterisine çek vermesi, çok sağlam yasal teminatlar almasına bağlı olmalıdır.
Her halükarda çekin bedelinin ödeneceğini, bunun garantör ve kefilinin banka
olduğunu çeki devir alan kimse bilmelidir. Türkiye’de bu mümkün müdür? Değildir.
Türkiye şartları itibariyle bunun yasal ve ekonomik alt yapısının olmadığı
açıktır. Bu noktada “tamamı elde edilemeyen şeyin tamamı terk olunamaz” düsturu
ile bu hususta ekonomistlerin, bankacıların sağlıklı bir çalışma yapmasını
bekliyoruz.
b) Çekin Kullanılması Sırasındaki Yasal Prosedür: Çekin
kullanılması sırasında uygulanacak prosedür, mevcut yasal düzenleme ile bir yere
kadar düzeni kurmaya başlamış idi. Ancak bu çek yasası ile düzenin yeniden
bozulacağı düşünülmektedir. Temennimiz bu hususta düzenin bozulmamasıdır.
c) Çekin Karşılıksız Kalması Halinde Uygulanacak Yasal Prosedür:
Asıl mesele budur. Çekin karşılıksız kalması halinde müeyyide (ceza) uygulanmalı
mıdır? Uygulanmamalı mıdır? Çekin keşidecisi, gününde ödemeyeceği bir çeki
keşide ettiği için hapis cezası ile karşılaşmalı mı, karşılaşmamalı mıdır? İlk
akla gelen cevap, çekin gününde ödenmeyeceğini bilerek, düşünerek, öngörerek o
çeki veren keşideci KESİNLİKLE CEZALANDIRILMALIDIR, O ZATEN DOLANDIRICIDIR.
Gününde ödemeyeceğini bildiği halde çeki veriyorsa maksadının dolandırıcılık
olduğu açıktır. Peki bunu ayırmak mümkün müdür? Bu çeki gününde ödemeye mali
durumu müsait olmadığı ve mal varlığı değerleri itibariyle o çekin ödeme gününde
karşılığını hazır edebilir olmadığı halde, o çeki vermiş ise niyetinin de o çeki
ödememek olduğu anlaşılmış olacaktır. Şu halde çeki keşide eden kimsenin kendi
resmi kayıtlı mal varlığı değerlerini aşan bir tutarda keşide ettiği her bir
çek, bu çekin keşidecisinin niyetinin bozuk olduğunu gösterecek bir olgudur.
Ancak bir de ticaretten elde etmeyi umduğu gelir ile bu çekin vade tarihinde
ödeme hazırlığını tamamlamayı düşünen keşideci için durum nedir? Bu keşideci mal
varlığı itibariyle gününde çekinin karşılığını ÖDEYE-ME-YE-BİLECEK durumda olan,
keşide ettiği çekler TEHDİT teşkil eden bir kimsedir ki, ceza hukukunda bu
kimsenin niyeti GAYRIMUAYYEN KAST olarak değerlendirilmektedir. Kısaca bu
kimsenin kestiği çekler, gününde hazır olabilir ya da olmayabilir. Riskli
çeklerdir. Bu şekilde olan kimselerin çek keşide etmelerine müsaade edilmeli
midir, edilmemeli midir?
i. Edilmelidir deyip riski göze alıyor isek; bunun müeyyidesi de
olmalıdır ve bu müeyyide alacaklısının inisiyatifinde yürüyen bir müeyyide
olmalıdır. Yoksa devletin inisiyatifinde değil. Böyle bir çeki keşide eden
kimse, karşılıksız kalan çekin hamili tarafından şikayet edilebilmeli,
şikayetini takip eden hamilin, o kimsenin mal varlığı değerleri üzerinde söz
hakkı olmalı (icra yolu) ve eğer keşideci de iyiniyette göremiyor ise girip
hapis yatması hususunda da baskı kurabilmelidir. Kısaca bu durumda çekin
karşılıksız kalması ŞEKLİ BİR SUÇ OLMAKTAN ÇIKMALI, şikayete bağlı, şikayetin
devamına bağlı, şikayetçinin ithamına bağlı bir suç olmalıdır. Şikâyetçinin,
keşidecinin ödeme niyetinde olmadığı, mal kaçırdığı, 3. şahıslar üzerine mal
varlığı değerlerini kaydırdığı ya da daha baştan mal varlığı değerlerini 3. kişi
üzerine yaptığı gibi iddialarının doğru olduğu karine olarak kabul edilip, bunun
aksini ispat keyfiyeti keşideciye düşmelidir. Ya da daha doğru bir söyleyiş ile
keşideci / sanık bu çekin ödenememesinde ve hamilin yanılgıya düşürülmesinde
kusurlu olmadığını, piyasadan alacaklı olduğu için bu çeki kestiğini, çekin
ödeme gününden önce bu çekin bedelini hazır edebilecek şekilde alacaklı
bulunduğunu ve fakat alamadığını kayıtları ile ispatlayamadığı takdirde
CEZALANDIRILMALIDIR. Eğer çekin ödenememesinde ve hamilin yanılgıya düşmesinde
kusuru olmadığını kanıtlayabilir ise CEZALANDIRIL-MA-MALIDIR.
ii. Edilmemelidir diyor isek; bu durumda çeki keşide eden her
halükarda mal varlığı değerini muhatap bankaya kayıtları ile bildirmek ve bu mal
varlığı değeri ile sınırlı olarak çek keşide etmek hakkına sahip olmalıdır.
Bunun yasal zemini oluşturulmalı, çek karnesi verilirken bu çek karnesinin kaç
liraya kadar keşide salahiyeti verdiği baştan bankaca tayin
edilmelidir.
d) Cezai Müeyyide Tatbik Olunacak ise Bu Cezanın İnfazı
Sırasında Uygulanacak Yasal Prosedür: Bu durumda olan bir keşidecinin cezaevinde
tutulup tutulmamasında müşteki / hamilin inisiyatifi bulunmalıdır. Keşideci
ödeme gayreti içine girip de ödeme yapacak durumda ise infaza devam olunmasın,
cezaevinden çıksın ve eğer cezaevinden çıkmasına ve keşidecinin iyi niyetine
rağmen ödeme gayreti içine girmiyorsa müşteki şikâyetinin devamına dair şikâyet
hakkına devam edebilmeli ve şikâyet hakları böyle bir durumda ölmemelidir. Bunun
yasal prosedürü hukukçular tarafından elbette tayin ve tespit olunabilir. 6
aylık bir şikayet süresi geçtikten sonra çek hamilinin tüm yasal şikayet
haklarını sona erdiren bir yaklaşım, çekin ödenmesindeki esnekliği kaldırdığı
için yerinde değildir. Bunun yerine sürelerle kayıtlı olmayan ve fakat şikayete
bağlı bir icra ceza suçu niteliğinde olan yasal bir prosedür ile sağlanabilir.
Yani bu aşamada Sulh Ceza Mahkemesinin vereceği ilk ceza hükmünün, şikâyetçinin
inisiyatifi ile geçici olarak son bulmasını müteakip, keşidecinin ödemeye
yanaşmaması ve bu gayret içinde olmaması halinde ya yine sulh ceza mahkemesine
verilecek bir dilekçe ile ya da icra hukuku çerçevesinde bir icra – ceza
şikâyeti üzerine devamının tesisi her halde mümkün olabilmelidir.
5) 5941 sayılı yasada yer alan "adli para cezasının ve
ödenmemesi halinde hapis cezasının" gerçekten batıp gitmiş, borca müstağrak
kişiler ve onların aileleri bakımından çok ciddi sosyal ve ekonomik sıkıntılara
neden olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde, kötü niyetli keşideci borçluların da
hapis tazyiki ile borçlarını ödedikleri tecrübe ile sabittir. Hukuk, iyi niyetli
ve kötü niyetli arasındaki ayrımı yaparak müeyyide belirler ise çözümler daha
gerçekçi ve kalıcı olur. Bu belirlenmeksizin getirilen alternatifler çözümün bir
parçası olmak yerine soruna dönüşmektedir. 5941 sayılı Kanun yeni kodifike
edilmiş olmasına rağmen değiştirilmek istenmesinin nedenlerinden birisinin de bu
ayrıma dikkat etmemesi olduğunu görülmektedir.
6) Sadece "çekin ödenmemesine bağlı değil"; tüm borçlar
bakımından (fatura, senet, çek, ilam v.s.) mal kaçırmak, başkasının adına mal
kaydı yaptırmak, geliri ile orantısız yaşam sürdürülmesi gibi hallerde
değerlendirilerek borcun keyfi olarak ödenmemesi halinde yaptırım öngören cezai
müeyyidelere ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda;
• Hakkında aciz vesikası alınmış şahıs veya tüzelkişinin veya
tüzelkişi ortaklarının başka şirkete ortak olmasının engellenmesi ve cezai
yaptırıma bağlanması,
• Şirket sermayelerinin kâğıt üstünde kalmasının
önlenmesi ve şirket gelirlerinin malvarlığının şahsa aktarılmış olması halinin
hukuki ve cezai yaptırıma bağlanması,
• Hakkında aciz vesikası alınmış şahıs
veya tüzelkişinin veya tüzelkişi ortaklarının başkasının adına mal kaydı
yaptırmak, geliri ile orantısız yaşam sürdürülmesi gibi hallerinin çok ciddi
hukuki ve cezai yaptırıma bağlanması
7) Ülkemizde çek vade farksız ve faizsiz olarak mal ve hizmet
temin etme aracı olarak kullanılmaktadır. Kredilendirme aracı olarak
kullanıldığına göre işleyişe bankaların da ortak alması
gereklidir.
8) Bunun için çek hesabı olan ve çek kullanan müşteriler
hakkında kredi limiti tahsis edilmeli, bunun karşılığında tacir ve firmalar
sınıflandırılmalı, bankalarca çek hesabı kullanıcısından teminat
alınmalıdır.
9) Bu sınıflandırmaya uygun olarak kredilendirilen çekler
karşılıksız çıktığında teminatın paraya çevrilmesi hususu devreye girmeli. Ancak
iyi niyetli olmasına rağmen nakit akışında problem olabilecek çek kullananların
teminatları korunmalı bunun içinde düzeltme hakkının kullanılması için çek
kullanan tacir veya firmaya zaman da tanınmalıdır.
10) Alacaklılar bankalardan çek müşterisinin durumunu
sorabilmeli çek hesabında kredi teminatı bilgisini
alabilmelidir.
11) Şirket kuruluşlarındaki sermayenin firma hesabına
banka kanalı ile girmesi sağlanmalı bu süre sermaye miktarlarının durumuna göre
kademelendirilmelidir. Düşük sermayeli kuruluşların tamamı öz kaynak olarak
bilançoda sermayeyi ödemeli çek hesabı açılacaksa ödenmiş sermaye dikkate
alınmalıdır.
12) Çek kullanımında aktif-pasif dengesini bankalar dikkate
almalı, finansal oran müsait olmayan tacir ve firmalara verilen çeklerin
ödemesinde bankalar, firma yöneticileri de sorumlu olmalıdır.
13) Alacaklı her halükarda korunmalıdır. Çünkü mal ve hizmet
sattığı gibi bu alışlar içinde yükümlülük altına girmiştir. İşini
yürütemeyenlerin sorunlarını başkalarına yıkmaları ya da bankaların kar
iştahları sebebi ile yeni mağduriyetlere yol açılmamalıdır.
14) Alacak davalarının süresi hızlandırılmalıdır.
15) Bir başka çözüm önerisi olarak sigorta sistemi
düşünülebilir. Yıllık kesilecek olan çek miktarı için limit konulur, bu limit
üzerinden sigorta pirimi kesilebilir. Daha sonra çek karşılıksız çıktığında
ödemeyi sigorta yapar.