Burdur İlkadım sitesinin haberine göre 15 Ocak 2012 Pazar günü (KESK) Üyesi bir
gurup öğretmen Burdur Cumhuriyet meydanında bordro yakarak maaş zamlarını ve
tutuklamaları protesto etti
2011 yılı sonundan itibaren
peş peşe gelen zamlar, artan vergi oranları, düşük ücretle ve esnek çalışmanın
yaygınlaşması, iş güvencemizin ortadan kaldırılmak istenmesi ve son olarak kamu
emekçilerine grevsiz toplusözleşme dayatılması gibi adımlar
yoğunlaşmıştır.
Yıllardır uygulanan ekonomik politikalar, özellikle sağlıkta yaşanan
katılım payı ve diğer uygulamalar, hak gaspları, paralı eğitim uygulamaları,
ekonomik krizin giderek ağırlaşan yansımaları ve diğer sorunlar, kamu
emekçilerinin öfkesini arttırmıştır.
2011 yılı sonu itibariyle temel tüketim maddelerine peş peşe yapılan
zamlar ve vergilerdeki artışlar, yükselen döviz kuru ve benzeri nedenlerden
dolayı kamu emekçilerinin reel ücretleri son yıllardaki en ciddi düşüşü yaşamış
ve kaybımız şimdiden yüzde 20’leri aşmıştır. Türkiye’de kamu emekçilerinin,
işçilerin ve emeklilerin her geçen gün ağırlaşan yaşam koşulları, hükümetin emek
ve emekçi düşmanı politikaları ile giderek daha da zorlaşmaktadır.
2011 enflasyon rakamı, kesinlikle halkın enflasyonunu ifade etmemektedir.
Benimsenen enflasyon sepeti nedeniyle 2011 enflasyonu yüzde 10, 45 çıkmıştır.
Oysa halkın en çok tükettiği temel tüketim mallarındaki fiyat artışları
açıklanan resmi rakamın en az iki katı kadardır. Bu nedenle 15 Ocak’ta
maaşlarımıza yansıtılacağı ifade edilen 2,68’lik “enflasyon farkı” gerçekçi
değildir.
Her yıl Ocak ayında yapılması gereken ücret zammı, toplusözleşme yasası
henüz yasalaşmadığı için 2 milyonu aşkın kamu emekçisi ve aileleri mağdur
edilmiştir. Hükümet grevsiz toplusözleşme yasasını çıkarmasını bilinçli olarak
geciktirmekte ve yasada kendi çıkarları doğrultusunda değişiklikler yaparak kamu
emekçilerini daha da mağdur etmek istemektedir.
1 Ocak 2012’de başlayan zorunlu GSS ile sağlık alanında yaşanan
ticarileştirme uygulamalarının son halkası da tamamlanmak istenmektedir.
Sağlığın kamusal niteliklerinin ortadan kaldırıldığı, sağlık hizmetlerinin
sunumu ile finansmanının birbirinden ayrıldığı zorunlu Genel Sağlık Sigortası
sistemi ile aylık 295 TL’den fazla geliri olanlardan çeşitli miktarlarda GSS
primi tahsil edilecek olması, Ocak ayı sonuna kadar gelir testi yaptırmayanların
her ay için 213 TL borlu sayılacak olması kabul edilemez.
5510 Sayılı Kanunun yasalaştığı 1 Ekim 2008 öncesinde göreve başlayan
devlet memurlarının GSS primlerinin en fazla üç yıl boyunca devlet tarafından
karşılanmaya devam edeceği, üç yıl içinde tüm kamu emekçilerinin maaşından yüzde
5 oranında GSS primi çalışan payı kesileceği belirtilmektedir. 1 Ekim 2008
tarihinden sonra memur olanların ise GSS priminin yüzde 7’sini devlet
karşılarken, yüzde 5’i çalışanların maaşından kesilecektir.
Hükümet, kamu emekçilerini 1 Ekim öncesinde ve sonrasında işe başlayanlar
olarak ayırarak, hem kamu emekçileri arasında kendince rekabet yaratmaya
çalışmakta ve resmen ayrımcılık yapmaktadır. Zorunlu GSS halkın yararına olan
bir düzenleme ise Meclis’te yeniden “kıyak zam” pazarlıkları yapan
milletvekilleri neden GSS kapsamı dışında tutulmuştur. Halkın yaşamını
zorlaştıran ve sağlığı bir hak olmaktan çıkaran bu tür düzenlemelerden derhal
vazgeçilmeli ve herkese eşit, nitelikli ve ulaşılabilir sağlık hakkı için
gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu tasarısında yapılan son değişiklikle,
“hizmet kolu” toplu sözleşme sisteminin kamu emekçilerine uygulanmaması hükmü
getirilmiştir. Tasarıda yapılan değişikliğe göre kamuda hükümetle “tek” ve
“genel” toplu sözleşme imzalayacaktır. Dünyada örneği olmayan böylesi bir
düzenleme ile özellikle belediyelerde yapılan sözleşmeler geçersiz hale
getirilmek ve tamamen hükümet denetiminde bir sendikal rejim oluşturulmaya
çalışılmaktadır.
Hükümetin yapmak istediği ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
geçtiğimiz haftalarda “Toplusözleşmeyi referandumda Evet diyen Memur Sen ile
yapacağız” açıklamasının bire bir örtüşmesi tesadüf değildir. Hükümet başından
sonuna bütün süreci kendisinin belirlediği, “toplusözleşme” olduğu iddia edilen,
ancak bize göre “toplugörüşme” düzenlemesinden bile geri olan bir düzeneği yine
kendi gölgesinde büyüttüğü tek bir konfederasyon ile yapmak istemektedir. Bugüne
kadar yürütülen tartışmalar ve bakanlar kurulunda taslak üzerinde yapıldığı
iddia edilen değişikler KESK’i bir kez daha haklı çıkarmıştır.
Bilindiği üzere KESK Genel Merkezi basılarak aranmak istenmiş, ancak
gerçekleştirilen itirazlar sonrasında sadece gözaltına alınan KESK uzmanı
arkadaşımızın masasında arama yapılmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki
gerçekleştirilen bu baskı, sindirme ve yıpratma operasyonları KESK’in 21 Aralık
Grev kararına, bugüne kadar yürütmüş olduğu muhalefete ve AKP’nin 4688 sayılı
Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda gerçekleştireceği değişikliklere karşı
yürüteceği muhalefetin
engellenmesine yönelik siyasi bir operasyondur.
Bugün karşımızda çeşitli bahanelerle demokrasinin en temel öğelerini dahi
kendi iktidarını korumak için ezip geçen bir iktidar bulunmaktadır. Yaşadığımız
gelişmelere bakacak olursak AKP, kendisine muhalif kesimlere yürüttüğü
operasyonlarda bir değişikliğe gitmiştir. Muhalefetin sözünü, eylemini ve
hukukunu üretenlere dönük işlevsel tutuklamalarla saldırılarını sürdürmek
istediği çok açıktır. Siyasal aklı hegemonya kurmak üzerine çalışan bir
iktidardan, muhalefete karşı evrensel hukuk ilkelerine uygun, demokratik bir
tavır beklemek artık rasyonel değildir.